Türk Sağı Nereye Gidiyor

Türk Sağı Nereye Gidiyor

Türk sağı 70-80li yıllardan bile geriye gitmekte. Artık Türk milliyetçileri sahte tarih okumalarını bırakıp, gerçeklerle yüzleşip sert bir dönüşümün içine girmek zorundandır.

İçindekiler

Türk Sağını incelemek için önce sağ görüşe hakim olmak ve o insanların tarihine bakmak gerekiyor;

Nasipse adayız Netflix filminde aday adayımız Dr. Kemal bey STK’lar ile yaptığı toplantısındaki konuşmasında katılımcılara “ben de sizin gibi topraktan, buralara, betona gelenlerdenim” diyerek seçmene ortak aidiyet mesajını vermeye çalışıyordu.

Selçuklu ve Osmanlının kurumlarının oluşmasında Pers ve Bizans’ın dönüştürücü tesiri çok açıktır. Selçuklu ve Osmanlı saray/merkezi göçer Türkmenlere hep kapalı tuttular. Burada bilhassa Osmanlı ailesinin Anadolu beyliklerinin kızları ile yaptığı evlilik-akraba acı tecrübelerinin rolü büyüktür. Son Türk yönetici sülalesi Çandarlı ailesiydi.

thumbnail
Önerilen Yazı
Avrupa’da İslami Solculuk

Tanzimat reformlarıyla eğitime-bürokrasiye ehemmiyet verildi. Balkan ve Kafkas gençler yeni eğitim kurumlarında talih buldular. Avrupa’ya gittiler. Bilgi ve paradigma merkezli değil görgülerini geliştirerek dönüş yaptılar. Taleplerde bulundular. Günümüz Kemalist ve Türk Sağ düşüncesinin kendi asli çelişkilerini de barındırabilen Türk modernleşme düşüncesini başlatmış oldular.

Abdülhamit ve Cumhuriyet reformları hep taşrayı dönüştürmeye odaklandı. İdadiler, meslek okulları ve köy enstitüleri örneklerindeki gibi. 1950’lerden sonra politikacıların oy ve rant kaygısıyla taşranın göç kapasitesini şehirler kaldıramaz oldu. 1980 ve 2000’lerden sonra şehirlerimiz şehir olmaktan çıkıp taşra kimliğine büründü. İnsanlarımız hala göçmekte ya da yarın göçecekmiş gibi davranmakta.

Liberal Türk solu ODTÜ, Boğaziçi gibi dış dünyaya daha açık kurumlarda var oldu. Sağcı bir değimle fazlalığı taşra gençleri buralarda “devşirildiler”. Taşranın yetenekli gençleri ise eğitimlerini fazlalıkla karşı oldukları batı ile karşılaşma ve manaya fırsatı bulamayacakları “yerli ve milli” öğretmen okulları, mühendislik fakülteleri vb ile tamamlayabildiler.

Necip Fazıl ve Mehmet Akif’in şiirlerini ezberlediler. Fakat idol kabul ettikleri Nurettin Topçu, Erol Güngör ve Cemil Meriç gibi düşünürlerin mana arayışları ve sorgulamalarıyla pek ilgilenmediler.

Türk sağının taşra özelliğinden ötürü felsefi bakış açısıyla pek ilgisi olmadı. Tarih ve politika siyah-beyazdı. Renkler ya da gri alanlar olamazdı. Hainler ve kahramanlar dışında aktörler olası değildi. Tarihte bir özeleştiri ya da yüzleşme söz hususu olamazdı. Hele bir göç amacıyla uzun vadeli bir plan gerçekleştirme hiç olası değildi.

Taşradan gelip kamu kaynaklarıyla (sosyolojik yağma) varlıklı olanlardan kültür ve sanatı desteklemelerini beklemek pek insaflı olmuyordu. Taşrada kendi emekleriyle ticaret yapan tüccar ve zanaatkarlar ise hiçbir vakit gerçek bir burjuva olamadılar. Zira taşranın ya da merhum Durmuş Hocaoğlu’nun söylemiyle düşük kuvvetli Anadolu devriminin entelektüel önderi hiç olamayacaktı.

Sağ Politikaların Vazgeçemediği Takıntılar

Bugün muhafazakar kesimin sosyal medyaya baktığımızda 70-80’li yıllardan dahi bir geriye gidişi görebilirsiniz. Hala sağ mahalle kendince geneloji yaparak resmen teorisyenlere nazire çekmektedir. Bir çok tarihi kesimi yok sayıp, çarpıtıp Tarihten dönme araştırmalarıyla kendi tarihi şahsiyetlerine de özel torpil geçilerek sağ görüş, tarihi ve bugünü okumaya çalışmaktadır. İronik bir yaklaşımla “çalış senin de olur” güzellemesi yerine bir Taşra hasedi örneği olarak, Nobel alma başarışı göstermiş olan Orhan Pamuk ile alakalı bile mütevazı bir takdir ya da başarı öyküsünü kavramak yerine yazarın aleyhine komplo teorileri üretmekten hala usanılmamaktadır.

Taşralı mahalle örnek olarak Selanik cemaatinin, ilk kurşundan ( H. Tahsin ) Cumhuriyetimizin kuruluşuna katkılarını, diplomasi ve ticarette yük kaldırmalarını kültür ve sanattaki lider rollerine kirli demekten hala vaz geçememektedir.

Sağ Mahalle, evliya padişahlar, dış güçlerle işbirliği içerisinde hain birtakım sadrazamlar ve muhalif aydınların bulunduğu fantastik bir tarihin yanıltıcı uykusunda uyumayı sürdürmektedir.

Sağ Görüş Fırsat ve Tehditleri

Ne dersek diyelim, ne kadar içte ve dışta dışlayıcı politika uygulasak dahi, bugün İmparatorluğun bakiyesi etnik çeşitli Ortadoğu ve Balkan halkları Türkiye’yi tarihsel merkez olarak kabul etmektedirler. Hala Türkiye’nin Irak ve Suriye’nin bütünlüğü ısrarı, istikbal amacıyla gerçekçi gözükmemektedir. Irak konfederal Suriye ise federal bir yapıya doğru seyretmektedir. Türkiye burada tamamiyle belirleyici aktör olma kapasitesine sahiptir.

Türk sağı bu manada Kürt takıntısından vaz geçmelidir. Türk sağında rasyonel bir müzakere ve uzlaşma kültürü gelişmesi mecburidir.

ABD yeni idaresin Ermeni soykırımı tanımlamasıyla ayrı bir zor prosese girmiş bulunmaktayız. Kürt ve Ermeni hususlarını kör bir inkar ve ısrar ile Türkün Türk’e propagandası şeklinde devam ettirilmesi, bu hususlarda haklı olan tezlerimizin de ehemmiyete alınmasının önünü kapamaktadır. Türk sağı bu hususlardaki hakikate karşı özgüvensizliğini ve agresif tutumunu aşmalıdır.

Türk Milliyetçiliği

Türkçü düşünceleri kuvvetli M. Emin Yurdakul Osmanlı’nın bütünüyle yaşatılması amacıyla Ermeni, Rum ve Araplara verdiği tavizlerden yanaydı. Hatta Talat paşaya mektup göndererek 24 Nisan’da İstanbul’da tutuklanan 236 Ermeni’den bazı kişilerin tahliyesi amacıyla aracı olmuştu.

20. Yüzyılın ilk çeyreğinin Almanya ve İtalya bürokrasisinin torunları şimdi yine ülkeleri amacıyla uğraş veriyorlar. Fakat bir farkla, değişimi ve dönüşümü gerçekleştirerek. Gerek Yeşil partide gerekse de diğer bir demokrasi platformunda. Hem de ülkelerini refah ve hukuk standardında en üst düzeye taşıyarak.

Ne yazık ki bizler kör bir hamasetle değişime dirençle kulak arkası yapmış gözükmekteyiz. Türk sağı en azından değişimi tartışmaya açıklığını yakalayabilmelidir. Türk milliyetçiliği taşranın darlığına hapis edilmemelidir. Sultan Galiyev, Akçura’dan Topçuya kadar olan evrensel yaklaşımı ve arayışları Türk sağı yakalayabilmelidir.

Artık Türk milliyetçileri, Kürt ya da Ermeni hususları ile açıkça yüzleşebilmelerinin ya da müzakere edebilmelerinin Abdestlerini bozmayacağına kani olmalıdırlar.

Muhafazakar Güç ve Para

Anadolu sermayesi bildirdiğimiz gibi düşük kuvvetli bir devrim olarak gelişmişti. 28 Şubat bu gelişmeyi engelleyemedi. Bu sermaye ticaret ve orta ölçekte imalatı (KOBİ) niteliğindeydi. Aile şirketlerinin değerleri üstüne Ahi geleneği örneği oluşmuştu. Bunu geliştirebilmek bir antitez olabilirdi.

Fakat son 25 senedir Belediyelerden başlayarak kamu kaynakları ile özelleştirilen daha çok politikanın finansmanında sarf edilen kesimin kuvvetlenmesi sermayenin el değiştirilmesi olarak nitelendi. Osmanlı’nın arpalıkları ve iltizamını hatırlatan, siyasetçiler ya da tanıdıklara bir şekilde kaynak transferi yapıldı.

Nitelikli bir muhafazakar sermayenin oluşabilmesi amacıyla otonom bir burjuvazinin oluşması gerekmektedir. İnşaat müteahhitlerimizi husus dışında tutarsak (kurdukları üniversitelerin durumlarını tartışmazsak), gelenekten gelen iş adamlarımız hala taşra tüccarı kafasıyla iş tutmaktadırlar. Yapabildikleri hayır yatırımlarının fazlası diğeri dünyadaki kazanabilecekleri huri ve köşk sayısına endeksli gözükmektedir. Buralardan hiçbir vakit bir Oxford çıkmayacağı çok açıktır.

Rönesans ve ABD aydınlanmasında varlıklı burjuva ailelerin rolünü görmemiz lazım. Nitelikli sermaye desteği olmadan düşünce ya da sanat adamının yetişmesi imkânsız gözükmekte.

Zihniyet değişimine gidemeyen, dönüşemeyen ve özerkleşemeyen muhafazakar sermayenin politikacıları olumlu yönlendirmesini ya da nitelikli düşünce adamı havzası oluşturmasını beklememiz hayalden öteye gidememekte.

Kovid, ABD yeni dönüşümü derken dünyamız süratli bir türbülansa girmekte. Türk sağının belirleyici bulunduğu iç ve dış politikalar ile birtakım kazanımların ötesinde ülkemiz yalnızlaşmakta. Türk Sağı aydını, sermayedarı ve gerek de siyasetçileriyle hakikatı şuur dışı süreçlerle ehemmiyetsizleştirmekten, kendi fantezi aleminde hapis etme ısrarından vaz geçebilmelidir.

Bu manada görünürde iktidar ve muhalefetin alakalı aktörleri ortak bir zihin yapısını yansıtmaktadırlar.

Ülkemizin siyaset arenasının acil dönüştürülmeye ihtiyacı vardır. Bunun yolu ilk olarak cesurca gerçek bir tarih okumasından, özeleştiri ve yüzleşmeden, sonra da alakalı kitle tabanını ikna ederek dönüştürmekten geçmektedir.

Ülkemizin, iktidarın ve bilhassa muhalefetin yegane çıkış yolu bundadır.

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?
  • 0
    be_endim
    Beğendim
  • 0
    alk_l_yorum
    Alkışlıyorum
  • 0
    e_lendim
    Eğlendim
  • 0
    d_nceliyim
    Düşünceliyim
  • 0
    _rendim
    İğrendim
  • 0
    _z_ld_m
    Üzüldüm
  • 0
    _ok_k_zd_m
    Çok Kızdım

Dergimize ara ara uğrayıp çıkan Ya da dergimizin müptelası olup isminin görünmesini istemeyen yazarlarımızın yazıları Konuk Yazar kısmında yer almaktadır.

Yazarın Profili
İlginizi Çekebilir